EKO TURİZM

 

KIYI KORDONU ( KIYI DİLİ ) :         




Çıralı'nın ekoturizm yönünden en önemli bölümünü sahil kuşağı oluşturur. Yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgi gösterdikleri Çıralı Ovası ile deniz arasında yer alan bu kuşak bilimsel anlamda bir kıyı kordonudur.

Eski Çıralı Koyu'nun önünü kapatarak önce lagüne, sonra bataklık ve kıyı ovasına dönüşmesine yol açan kıyı şeridi, güneyde Olimpos Burnu (Ak Dere ağzı) ile kuzeyde Karaburun arasında 3250 m. uzunluğunda ve 50-325 m. genişliğinde uzanmaktadır. Alanın tamamı kum ve çakıldan oluşmuştur.

SAHİL BÖLGESİ :        

Yataya yakın uzanımlı çok çakıllı alçak sahil bölgesi ile, kara yönünde tedrici olarak yükselen kumlu yüksek sahil bölgesinden oluşmaktadır, Olimpos tarafında nispeten daha dar olan sahil bölgesi, Karaburun'a doğru giderek genişlemektedir. Sahilin çakıllı ilk kesiminin genişliği 14-15 metreler arasında, üzerinde deniz kaplumbağalarının yuvalama yaptığı meyilli kesimin genişliği ise 18-26 metreler arasında değişmektedir.

Çakılların boyutları güneyden kuzeye (Olimpos'tan Karaburun'a) doğru küçülmekte, yassılığı ise artmaktadır. Kireçtaşı ve dolomit çakıllarının çoğunluğu oluşturduğu plajda az miktarda kuvars, bazalt ve kumtaşı çakılları da görülmektedir.

HAREKETLİ KUMUL BÖLGESİ :        

Olimpos tarafında genişliği 50 metre civarında olan bu bölge, Karaburun tarafına doğru giderek genişlemekte ve 150 metreye ulaşmaktadır. Malzemesi büyük ölçüde kum olan bu birimin üzerinde farklı boyutlarda yassı çakıllar da bulunmaktadır. Sahildekilerle benzerlik gösteren bu çakıllar denizin büyük kış fırtınaları sırasında sahil yamacını aşarak hareketli kumul bölgesini işgal ettiğinin göstergesidir. Hareketli kumulun restoranların önündeki 30 metrelik kesimiyle onun bitişiğindeki 45 metre genişlikteki sahil kesiminin tamamı yaz aylarında turistler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Kumul bitkilerinin çok seyrek olarak yer aldığı hareketli kumul bölgesinde bol miktarda sünger taşı (kefeke taşı) parçaları bulunmaktadır.

 

SABİT KUMUL BÖLGESİ :        

Kıyı kordonunun sadece kuzeyinde gelişmiş olan ve üzerinde büyüyen fıstık çamları ve pirnal çalıları sayesinde sabitleşmiş olan bu kuşak hareketli kumulun bittiği yerde 40-50 cm.'lik bir yamaç bölgesiyle başlayarak, geride, karalaşmış eski lagün tabanında(Çıralı Ovası)sona ermektedir. Sahilin güney kesiminde yer almayan bu bölge araba park yerinin 50 m. kuzeyinden itibaren başlayarak Karaburun tarafında 225 m. genişliğe ulaşmaktadır.

Sabit kumulların malzemesinin tamamen kum boyutundaki tanelerden oluşmaları, içerisinde çakıl bulunmaması bu birimin rüzgarın hareketli kumullardan taşıdığı kumlarla oluştuğunu, denizin bu kesime hiçbir zaman ulaşamadığını ortaya koymaktadır. Üzerinde çok sayıda nadir bitki ve hayvan türünü barındıran adı geçen kıyı kumulları (Eken G, Byfield A.J) mutlak şekilde korunması gereken bir kıyı ünitesidir.


ÇIRALI KIYI OVASI
( KARALAŞMIŞ ESKİ LAGÜN TABANI ) :        

Kuzey-güney yönünde 3125 m,, doğu-batı yönünde 1400 m. uzunluğunda batı yönünde giderek daralan üçgen biçiminde bir ovadır. Bu ova oluşum itibariyle eski Çıralı Körfezi'nin önünün bir kıyı dili ile kapatılması sonucunda alüvyonlarla dolarak karalaşmış eski bir lagün tabanıdır. Körfezin önünü kapatan kıyı kordonu güneyden gerek sahil ve hareketli kumulların, gerekse sabit kumulların güneyden kuzeye doğru giderek genişlemesinin nedeni Çıralı sahilinde hakim rüzgarın güneydoğu yönünden esmesidir. Güneyde denize doğru yaklaşık bir km. çıkıntı yapan Yöremecİ Burnu (Olimpos Burnu) güneydoğudan esen rüzgarı kestiği için bu kesimdeki kıyı kumulları keşişleme rüzgarlarına açık olan kuzeydekiler kadar iyi gelişememiştir. Güneyden Ulupınar Çayı'nın batıdan Yanar Dere'nin taşkınlar sırasında getirdikleri kil ve silt boyutlarındaki gereçler Lagün'ün karalaşmasmda en önemli rolü oynamıştır.

Ova üzerinde kıyıdan 1.5 km. içeride deniz seviyesinden olan yüksekliğin ancak 5 metreye ulaşması buranın eski bir deniz tabanı olduğunu kanıtlayan başka bir göstergedir.

Çıralı Ovası'nın ortasında Adalı denilen mevkide yer alan bir kum dili eski körfezin iki ayrı evrede karalaştığını ortaya koymaktadır.

Çıralı Ovası'nın büyük bir bölümü 1987 yılına dek bataklık görünümündeyken o yıl yapılan Kurutma kanalı sayesinde tarım yapılmaya başlanmıştır. Ovada en çok buğday ve mısır ekilmektedir. Kışın taban suyu yüksek olduğu için ekim ancak yaz başında yapılabilmektedir.

 

ULUPINAR ÇAYI :        

Çıralı Ovası ve sahilinin asıl mimarı olan Ulupınar Çayı, Ulupınar Köyü'nün KB'sındaki 900 metre yüksekliğindeki yamaçlardan doğar. Debisi yüksek karstik pınarların başlattığı çay Kumluca Antalya yoluna kadar Hayıt Deresi adıyla akar ve karayolu yakınlarında doğudan gelen Kuruseki Deresi, batıdan gelen Cehennem Dere kollarıyla birleşerek Ulupınar Çayı adını alarak devam eder. Yer yer 1000 metre derinliği bulan tektono-karstik bir oluk içerisinde akan çayın toplam uzunluğu yaklaşık 13 kilometredir.

Ulupınar Çayı'nın denize bağlandığı ağız bölümü zaman zaman kuzeye, zaman zaman da güneye dönmektedir. Ancak kıyıdaki hakim rüzgar güneydoğu yönünden estiği için akarsu ağzı daha çok kuzeye ötelenmiş durumda görülmektedir.

Ulupınar Çayı vadi tabanının hakim bitki örtüsünü çınar ağaçları oluşturmaktadır. Vadi yamaçlarında ise hakim bitki örtüsü kızılcam olmakla birlikte maki florasının hemen hemen bütün türleri bulunmaktadır.


ÇIRALI OVASINI KUŞATAN DAĞLIK ALAN :         

Çıralı ovası kuzey, güney ve batıdan çepeçevre dağlık bir alanla kuşatılmıştır. Dağlık alan bütünüyle eski Tetis Denizi'nin yükselmiş tabanını temsil etmektedir. Bugünkü Torosların yerinde eskiden mevcut olan Tetis Denizi'nde günümüzden önce 210-90 milyon yılları arasında çökelen kireçtaşları ile, deniz altında, volkanik faaliyetler sonucunda oluşan volkanik kayaçlar Tetis Denizi'nin kapanması sonucunda yükselerek dağlık alanı oluşturmuşlardır.

Çıralı Ovası ve onu kuşatan dağlık alanın ovaya bakan kesimleri bazı kesimleri arabayla bazı kesimleri de yayan yapılacak bir günlük bir gezi programı dahilinde görülebilir.

YANARTAŞ(KHİMAİRA) :        

Çıralı'nın Olimpos'la birlikte anılmasının nedenlerinden birisi kumsallarının birbirine yakın olması ise de, kanımızca asıl neden, Yunan Mitolojisine başlıbaşına bir efsane kazandıran Yanartaş'ın Çıralı'ya yakın olması ve Çıralı'nın adını Yanartaş'tan almasıdır.
Yanartaş, mitolojide Khimaira efsanesinin yanısıra Bellerophontes efsanesine de konu olmuştur.

Yanartaş, Yanar Dere vadisinin güney yamacında.serpantinitler içerisinde üç ayrı noktadan çıkarak yanan doğal gaza yöre halkının verdiği isimdir. Burada, mevsimlik akan Yanar Dere vadisi'nin batı yakasında, yamacın deniz seviyesinden 165 m. yüksekliğindeki noktasından başlayarak 180 m.'ye kadar yükselen 80 metre uzunluğundaki meyilli yüzeyi üzerinde dört ayrı seviyede sürekli yanan gaz çıkışları bulunmaktadır. En aşağıdaki ocakların altında büyük bir kilise yıkıntısı bulunmaktadır. Henüz kazı yapılmayan kilisenin erken Bizans dönemine (olasılıkla M.S. G. yy) ait olduğu ve ilkçağda burada bulunan Hephaistos'a adanan tapınağın kalıntıları üzerine yapıldığını düşünüyoruz. Kilise'de kazı yapıldığı taktirde büyük bir olasılıkla altta adı geçen tapınağın temellerine ulaşılacaktır.

Yaz aylarında havanın gündüzleri çok sıcak olması ve Yanartaş'ın alevlerinin gece daha etkileyici (mistik) bir hava yaratması nedenleriyle grupların çoğu Yanartaş'a gece yürümeyi tercih etmektedir. Ancak yürüyüşe katılan kişi sayısına yetecek kadar el feneri bulundurmayan gruplar gece yürüyenleri risk altına sokmaktadır.

Çıralı ve çevresinde daha önce ayrıntılı jeolojik araştırmalar yapmış olan Dr. M. Lucius (1990) ve Dr. M. Şenel (1996) Yanartaş'ta çıkan gazın doğalgaz olduğunu ve yerin altındaki petrollü bir yataktan fay kırığı ile yeryüzüne çıktığını, Howard M. Kırk (1947) ise yanan gazın kokusuz ve kuru olması nedeniyle doğal gaz olamayacağını ve bu gazın eski Çıralı Lagünü'ndeki bitkilerin çürümesiyle oluşmuş metan gazı olduğunu ve Çıralı Ovası'nın altından bir fay kırığı boyunca yükselerek dağda ortaya çıktığını savunmaktadırlar.


ÇIRALI ÇEVRESİNDEKİ YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHLARI :        

Çıralı çevresindeki dağlık tepelik alanlarda, daha önce anlatılanların dışında ilginç manzara, flora ve kültür değerleri taşıyan ve hepsi antik dönemlerden bu yana kullanılagelen çok sayıda patika bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda artacağına inandığımız ekoturizm etkinlikleri bakımından ideal güzergahları oluşturan bu patikalardan Çıralı'ya yakın olup günübirlik gidip dönülebilecek olanlar bir rehber eşliğinde yürünerek haritalanmış ve doğal ve kültürel değerleri saptanmıştır. Bu patikalar bir önem sırası gözetilmeden aşağıda anlatılmaktadır.

Ulupınar Vadi Yolu (Değirmenbaşı-Azemin Restoranı Arasındaki Patika)

Özellikle yabancı turistlerin çok rağbet ettikleri bu yol eski Antalya karayolu'nun hemen altında, üç ayrı karstik kaynaktan çıkan suların birleştiği eski bir değirmenden başlayıp, Ulupınar vadisini izleyerek Çıralı yolundaki Azem Sak'a ait Restoran'da sona ermektedir. Yaklaşık 3km. uzunluğuna sahip olan bu yolun 2. kilometresinde doğuya ayrılan diğer bir patika Kara Dere Boğazı'ndan geçerek Yanartaş'lara uğradıktan sonra Yanar Boğazına inmektedir.

Çok sayıdaki su kaynağının nemli bir ortam yaratması nedeniyle buradaki vadi tabanındaki kayaların tamamı yosunlarla kaplanmıştır. Asırlık çınar ağaçlarının yer aldığı bu kesimde özellikle sonbaharda yeşil bir halıya benzeyen yosunlar üzerine düşen sarı ve turuncu renklerdeki çınar yaprakları ve köpürerek akan pınar suları doyumsuz bir manzara oluşturmaktadır.
Birçok yerde, pınar sularının terkibinde bulunan kireç çözülerek bitki dallarının etrafında birikip traverten oluşmaktadır. Bölge bu yönüyle, özellikle Antalya'nın üzerinde kurulu olduğu tarvertenlerin nasıl oluşturduğunu öğrenmek bakımından eşsiz bir laboratuar görünümündedir.

Ulupınar Bağlantılı Yanartaş Patikası

Değirmenbaşı restorandan başlayan bu patika yaklaşık 2 km. kadar, yukarıda anlatılan Ulupınar patikasını izledikten sonra ondan ayrılır . Önce kuzey yönde 650 m. kadar Ulupınar vadisini izleyen patika daha sonra doğuya dönerek vadi tabanından geçerek Karadere Boğazı'na girmektedir. Bir süre Karadere vadisi'ni güney yamacında, dere tabanından yaklaşık 20 m. yükseklikteki bir güzergahı izleyen patika daha sonra güneydoğu yönünde dönerek yamaca verev olarak tırmanmaktadır. Kızılcam ve sandal ağaçlarının çok sık olarak yer aldığı bir yamaç üzerinde yükselindikçe Karadere vadisi ve Tahtalı Dağı'nın etkileyici görüntüleri ortaya çıkmaktadır.

Antalya'dan gelerek Yanartaş'ı günübirliğine ziyaret eden turist grupları daha çok bu yolu kullanmaktadır. Antik patika yabancı turistler tarafından çok kullanıldığı için Karadere boğazına girdiği yerden itibaren yol kenarındaki taş ve ağaçlara sık aralıklarla boyanmış ok işaretleri sayesinde yanlış bir yola sapılmadan izlenebilmektedir. Bazı turist grupları bu patikayı Azem'in restoranından başlayıp Yanar Boğazı'nda bitirecek şekilde gezmektedir.

Azem'in Restoranından Sarmaşık-Olimpos-Çıralı Patikası

Çıralı yolundaki Azem Sak'a ait restorandan başlayarak sarmaşık köyü üzerinden Olimpos vadisine inerek Çıralı'ya ulaşan patikanın toplam uzunluğu yaklaşık 7.5 kilometredir. Azem Sak'a ait restoran'ın hemen yanından geçen Tülü Dere vadisi'nin doğu yakasından başlayan patika önce 150 m. kadar dere tabanına yakın bir kotta ona paralel gittikten sonra verev olarak yamaca tırmanarak çok sık ve gür bir kızılcam ormanının içerisinden geçer. Burada yabani ve aşılı zeytinler, hayıt, mersin, kızıl pelit (pirnal çalısı), boz pelit, melengiç (yörede çitlenbik ve menekşe de deniliyor) çaltı, kesme (dikensiz pirnal çalısı), defne, yabani asma, yabani keçiboynuzu, tespih, sütleğen, kördiken, kiriş.(soğanlı bir bitki), kaile (ilkbaharda taze yaprakları yeniliyor), yörede "kelkız" denilen bir bitki ve yöre halkının "sincan" olarak adlandırdığı bir tür sarmaşıktan oluşan maki topluluğu ve onun altında çiğdem, orkide ve domuz topalağı denilen sağanlı/çiçekli bitkilerin oluşturduğu olağanüstü zengin bir örtüsü bulunmaktadır. Antik patikanın bu zengin orman içerisinden geçen bölümü fazla kullanılmadığı için yer yer çalı türünden bitkilerle istila edilerek belirsizleşmiştir. Bu nedenle rehbersiz gidildiği taktirde bu kesimde yolun kaybedilmesi olasılığı büyüktür, Bu patika üzerindeki doğal ve kültürel değerleri layikiyle inceleyebilmek için bu yürüyüş güzergahına bir tam günün ayrılması gerekmektedir.

Olimpos Gezi Yolu

Olimpos antik kentini dolaşan patikaları anlatmadan önce bu kentin tarihi geçmişi İle ilgili özet bir açıklama yapmak istiyoruz. Genellikle N. Zafer 1985 yayınından derlediğimiz Olimpos'un tarihine ilişkin bu bilgiler aşağıdaki paragrafla sunulmaktadır:

Akdere'nin (Gök Dere ya da Olimpos Çayı'da denilmektedir) mansabına yakın kesiminde vadinin iki yakasında kurulmuş olan Likya Bölgesi'nin en büyük kentlerinden olan Olimpos'un kuruluş tarihi Helenistik döneme kadar gitmektedir (N. Zafer 1985, A. Atilla 1991). Şehir M.Ö. 11. yüzyılda üzerinde OLYM yazılı sikke bastırmış ve M.Ö. 100 yılında Likya Birliği içerisinde 3 oya sahip önemli bir kent haline gelmiştir. M.Ö. M. yüzyıl sonlarında Çiçero Olimpos'u zenginlikler ve sanat eserleriyle dolu bir kent olarak tarif etmektedir. Kent doğu-batı yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir alana yayılmıştır. M.S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren kent M.Ö. 1. Yüzyılın ortaları ve M.S. 4. yüzyılda olmak üzere iki kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir. Olimpos aynı zamanda Hıristiyanlığın da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodius M.S. 300 yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. Yüzyıllardaki Arap istilalarından sonra 9. Yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline gelmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa'nın Akdeniz'de Türk egemenliğini sağladığı 16. Yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline gelmiştir. Bugün Olimpos'ta görülen kalıntılar geç Roma erken Bizans dönemine aittir. Antik yapıların büyük bir bölümü çoğunluğu defne ve böğürtlen çalısı olmak üzere sık bir bitki örtüsüyle maskelenmiştir. Antik kentte bugüne dek ciddi bir kazı yapılmamıştır. Sadece 1991 ve 1999 yıllarında Antalya Müze Müdürlüğü'nün Başkanlığı'nda bazı eserlerin etrafındaki bitkiler temizlenmiş ve bakım çalışması yapılmıştır.

Olimpos antik kenti'ne deniz tarafından girişte en çok dikkat çeken yapılar Akdere'nin iki yakasına inşa edilen taşkın önleme duvarları ile vadinin ağzında, güney yakadaki sarp kalker yamacın alt bölümünde yan yana bulunan iki lahit mezardır. Bu mezarlardan batıdaki, Olimposlu korsanlardan Kaptan Eudemas'a ait olup üzerindeki direksiz ve küreksiz gemi kabartması ve dört satırlık bir şiir nedeniyle çok ilgi çekmektedir. Şiirin, lahidin yanında bulunan açıklayıcı tabeladan okuduğumuz tercümesi şöyledir:

"Son limana girdi demirledi çıkmamak üzere,

Çünkü ne rüzgardan ne dee gün ışığından medt var artık.

Işık taşıyan şafağı terkettikten sonra Kaptan Eeudemos,

Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi."

Geminin küreksiz ve direksiz oluşu Kaptan Eudemos'un ölümünü simgelemektedir.



Bu mezarları geçtikten sonra patikadan sağa ayrılan bir kol sulu bir derenin sağ kıyısını izleyerek kentin ana yerleşim alanına girmektedir. Vadi tabanının 250m. genişliğe ulaştığı bu kesimde kalker yamaçların eteğinden çıkan üç tane karstik kaynağın suları burada bir bataklık oluşturarak yoğun bir bitki örtüsünün gelişmesine yol açmıştır. Bu nedenle burada yer alan ev kalıntılarının çoğunun planı hakkında bilgi alınamamaktadır. Bu kesimde bulunan, bir tanesi bitkisel motif kabartmalı ve kitabeli bir dizi Likya tipi lahidi geçtikten sonra, erken Bizans dönemine ait mozaikli bir hamama ulaşılmaktadır. Bitki ve hayvan motiflerinin yanısıra geometrik desenlerin de işlendiği mozaikler kilisenin hem tavanında hem de tabanında yer almaktadır. Ancak tabandaki mozaikler 16. yüzyılda meydana gelen bir deprem sonrasında binanın zemininin çökmesi (oturması) ve zeminden bir kaynak suyunun çıkması sonucunda taban suyu içerisinde kalmıştır. Bugün hamamın zemininde görülen mozaikler tavandan düşen mozaiklerdir. Antik hamamın yanından geçen ve kuzeybatı güneydoğu yönünde uzanan su kanalı 18001ü yıllarda Kıbrıslı Hacı Hasan adlı bir kişi tarafından değirmen çalıştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu değirmenin kalıntısı kanalın Olimpos Vadisi'ndeki yola açıldığı yerde görülmektedir.

Mozaikli hamamın güneybatısında İmparator Marcus Aurelius adına yapılmış bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağın M.S. 172-180 yılları arasında yapıldığının üzerindeki kitabede yazılı olduğu Nevzat Zafer tarafından aktarılmaktadır. Buradan sonra batı yönünde yürüyüşe devam edildiğinde Olimpos antik kentinin batı girişinde bulunan Kültür Bakanlığı'na ait bilet gişesine varılmaktadır. Dere yatağının oldukça geniş ve sığ olduğu bu kesimden karşıya geçildiğinde (Günümüzde çay üzerinde karşıdan karşıya geçişi sağlayacak herhangi bir köprü yoktur) kalker yamaç üzerinde kademeli bir şekilde yer alan Nekropol (mezarlık) alanına ulaşılır. Geç Roma dönemine ait, yan yana sıralanmış oda şeklindeki tonozlu ve tamamı kitabeli 250 civarındaki bu taş mezarlar insanı ilk görüşte cezbetmektedir. Aralarında anıtsal tipte yapılmış tek mezarlara da rastlanılan bu mezarların yaklaşık 200'ünün kitabelerinin yayınlanmış olduğu Nevzat Zafer "Olympos" makalesinde açıklamaktadır. Giriş kapılarının üst bölümleri kemerlerle örtülü olan mezarların sürgülü taş kapaklan bulunmaktadır. Yine Nevzat Zafer'in aktardığına göre, genellikle "Olimposlu" ibaresini içeren kitabeler dini, mali ve adli konulardan bahsetmektedir. Dini konularla ilgili olarak en çok Hephaistos'dan bahsedilmekte, Khimera, Apollo ve Athena'nın adları da bazı kitabelerde geçmektedir.

Nekropol'den sonra patika üzerinde doğu yönünde yüründüğünde Olimpos'un tiyatrosu'na ulaşılır. M.S. II. yüzyılda yapılmış 1500 kişi alabilecek kapasitedeki tiyatronun kalker yamacın üzerine yapılmış oturma sıraları büyük ölçüde bozulmuştur. Tiyatrodan sonra geç Roma dönemine ait sırasıyla Agora, Odeon ve Hamam kalıntılarına uğrayan patika yoğun bir bitki Örtüsünden geçerek, derenin güney yakasında kumsala çıkar. Kumsal üzerinde, Akdere'nin güney yakasındaki taşkın önleme duvarına ait izole bir kalıntı bulunur.

Akarsu eskiden daha derin olduğu için, antik dönemde tekneler dere boyunca içerilere kadar girebilmekteydi. Nitekim taşkın önleme duvarının iki yakasında yükleme boşaltma amacıyla yapılmış rıhtım kalıntıları bulunmaktadır. Yine Roma döneminde yapılmış bir taş köprünün kalıntısı denizden yaklaşık 80m. kadar içeride, derenin kuzey yakasında yer almaktadır. Akdere'nin iki yakasındaki taş duvarlar yer yer yıkıldığı için 1949 ve 1969 yıllarından meydana gelen büyük taşkınlarda Akrarsuyun duvarların dışına taşarak antik yapılara zarar verdiği, Olimpos gezisinde kılavuzluğunu yapan Kerim Ölçer tarafından ifade edilmiştir. 1945 yılına dek, Orman İdaresinin kestiği tomrukları yaklaşık 8-10 m. derinliği olan Akdere'de yüzdürülmek suretiyle denize taşınarak burada gemiye yüklendiği yine aynı kişi tarafından bir çocukluk anısı olarak anlatılmıştır. Ancak günümüzde Akdere'nin suyunun büyük bir bölümü yukarı kesimde sulama suyu olarak alıkonulduğu için özellikle yaz aylarında akarsu kurumaya yüz tutmaktadır.



Ulupınar Çayı Ağzı ile Ak Dere Ağzı Arasındaki Sahil Patikası

Yaklaşık 500 m. uzunluğunda, bütünüyle kumullar üzerinde giden bu yolda bir kilise yıkıntısı, üç mağara ve Olimpos kentini denizden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla yapılmış sur kalıntıları bulunmaktadır. Geziye, Ulupınar Çayı'nın ağız kısmı'nın güney yakasında "Kör Kerim" lakabıyla bilinen Kerim Ölçer'in işlettiği "Merhaba Restoran'dan başlanılmasını öneririz. Çünkü, adı geçen Restoranın arkasında Bizans dönemine ait bir kilise kalıntısı ve bir mağara yer almaktadır.

Kilise harabesinin batı duvarını oluşturan kayalık yamacın kuzey devamında 16 x 10 metre çapında bir mağara bulunmaktadır. Kilisenin mağaranın hemen bitişiğinde yapılmış olması, bu mağaranın kilise ile birlikte bir kült öğesi olarak kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir.

Merhaba Restoran'dan itibaren yol kalker yamacın önünde yer alan bir kumul sırtının altından, ona paralel bir şekilde plaj üzerinde devam etmektedir.
Birinci mağaradan yaklaşık 125 m. sonra ikinci mağaraya ulaşılmaktadır. Sarp Kalker yamacın alt kesiminde suyun eritmesiyle açılmış olan mağaranın dip kısmı bir kapı ve pencere bırakılacak şekilde taş duvarla örülerek bir çeşit oda oluşturulmuştur.

Üçüncü mağaradan itibaren, Akdere'nin (Gök Dere) ağzına kadar olan mesafede sarp kalker yamaç üzerinde Olimpos Kenti'ni denizden gelebilecek saldırılara karşı korumak amacıyla yapılmış bir sur duvarı ve kalesinin kalıntıları görülmektedir. Bizans dönemine tarihlenen (Zafer N 1985) bu sur duvarı ileride Akropol'u çevreleyen surlarla birleşmektedir.

Garden Pansiyon - Akropol Arasındaki Yamaç Yolu

Çıralı civarındaki yürüyüş yolları arasında Çıralı'ya en yakın ve en kısa olan bu patika Çıralı ve Olimpos sahillerinin en iyi seyredilebildiği bir güzergahtır. Toplam uzunluğu 900 m civarında olan patikadan Ulupınar ve Ak Dere vadilerinin aşağı kesimleri de çok iyi görülebilmektedir. Patika, Ulupınar vadisi'nin batı yakasında yer alan Garden Pansiyonunun bulunduğu yerde, kalker yamacın eteğinden başlamaktadır. Yer yer 1.5-2m. genişlikteki patika üzerinde devrilmiş büyük ağaç gövdeleri yamacın bu çok sarp bölümünü çıkarken verilen zorunlu molalardaki oturma mekanlarını oluşturmaktadır. Daha çok kızılcam, defne, pirnal çalısı, keçiboynuzu ve adaçayının bulunduğu bu kesimde patika üzerinde yükseldikçe Ulupınar vadisi ve Çıralı sahili'nin çok etkileyici bir görünümü ortaya çıkmaktadır. Aşağı yukarı yolun yarı yerinden itibaren alçalmaya başlayarak kalker kayalar içerisine yontulmuş şekilde devam eden patika, kayaların doğal bir seki oluşturduğu bir noktaya varmaktadır. İdeal bir seyir yeri olan bu noktadan özellikle çıralı Kumsalı'nın Karaburun'a kadar olan kesimi ile Ulupınar Çayı'nın ağzı tüm ayrıntılarıyla görülebilmektedir. Aynı noktadan güney yönüne bakıldığında Ak Dere'nin karşı tarafındaki kayalık burun üzerinde yer alan, Olimpos'a deniz tarafından gelebilecek saldırılara karşı yapılmış kale yapısı görülebilmektedir. Bu seyir noktasından sonra Ak Dere vadisi yönünde inişe devam eden patikada bir süre sonra vadinin en geniş olduğu kesimi, üzerindeki sık çınar ormanı ve geniş bir sazlık alanla birlikte seyredilebilmektedir. Yine bu noktadan 30 m yüksekliğindeki bir kaya çıkıntısını çepeçevre kuşatan Olimpos'un Akropol'una ait surlar görülebilmektedir. Bu noktadan itibaren Akdere vadisinin yamacında yaklaşık 25 m kadar inen patika daha sonra deniz tarafına dönerek Akropol'un eteğindeki kayalık yamaçtan kumsala inmektedir.

Akdere (Olimpos) Ağzı-Yöremeci Burnu Patikası

Bu patika Akdere'nin denize karıştığı yerin güney yakasındaki yamaçtan başlayarak Musa Dağı'nın kuzeydoğu çıkıntısını oluşturan Yöremeci Burnu'nda son bulmaktadır. Sahilde, denize çıkıntı yapan kayalık burnun hizasında kıyı çizgisinin 75 m doğusundaki bir noktadan başlayan patika başlangıçta on metre kadar dik çıkmakta daha sonra Güneydoğu'ya dönerek oldukça sarp ve sık bitki örtülü bir yamaç üzerinde verev bir şekilde yaklaşık 150 metre kotuna kadar tırmanmaktadır. Bu noktada ulaşılan Büyük Kapı denilen kayalık bel ideal bir seyir yeri oluşturmaktadır. Bu noktadan kuzeye bakıldığında Çıralı Ovası, Karaburun, Üçadalar ve Ak Dere'nin mansabı görülebilmekte, güneye bakıldığında ise Aşıklar Kayası denilen, yaklaşık 300' m. uzunluğunda ve 30 m. yüksekliğinde çok sarp ve görkemli bir kaya yüzeyi görülmektedir.

Bu Belden itibaren inişe geçen patika Aşıklar Kayası'nın eteğinden kıvrılarak bir mağaraya varmaktadır (Mağara patikanın sağ tarafında, biraz dışındadır). Yazları serin olmasından dolayı Yayla Mağarası adı verilen bu doğal mağaranın giriş bölümü beş metre genişlikte olup içeriye doğru bir metreye kadar daralmaktadır. Mağaradan sonra deniz tarafına dönerek inişe geçen patika 70 metre kadar alçaldıktan sonra Küçük Kapı denilen ikinci bir kayalık bele (seyir yeri) ulaşmaktadır. Bu noktadan ayrılarak deniz tarafına inen başka bir patika Çamlıburun mevkiindeki, içerisinde sarkıt dikitlerin olduğu Sulu İn mağarasına gitmektedir.

Küçük Kapı'dan sonra yol tedrici bir şekilde alçalarak bir karstik erime düzlüğüne inmektedir. Tabanında kahverengi toprak ve tek tük keramik parçalarının bulunduğu yayvan bir dolin görünümündeki bu düzlükte ayrıca büyük bir sarnıç da yer almaktadır. Günümüzde kullanılmayan 6x8 m çapındaki sarnıcın dibinde toprak ve keramik parçaları birikmiştir. Farklı cinslerde ağaç ve çalıların bulunduğu bu düzlükte patika 500 m. kadar gittikten sonra Yöremeci Burnu'nun güney ucuna ulaşmaktadır. Bir traverten düzlüğü üzerinde gelişmiş olan bu kesimde kızılcam, keçiboynuzu, sandal, melengiç, meşe, pirnal meşesi, zeytin, şimşir gibi maki üyeleri ile sütleğen ve adaçayı gibi otsu bitkilerden oluşan çok zengin bir bitki örtüsü gelişmiştir. Yöremeci Burnu'ndan güney yönüne bakıldığında Ceneviz Koyu ve Musa Dağı'nın 500 m yüksekliğindeki "Kızılyar" adı verilen sarp yamacı çok etkileyici bir manzara bütünlüğü içerisinde seyredebilmektedir.

Olimpos (Ak Dere) Vadisi'nden Musa Dağı'na Çıkan Patika

Çıralı çevresindeki patikaların en uzun ve zahmetli ancak en manzaralı olanıdır. Gene! olarak Çiğli Dere vadisini izleyen, toplam uzunluğu yedi kilometreye yaklaşan inişli çıkışlı patikanın başlangıç noktası Olimpos antik kentinin Akdere'nin güney yakasında yer alan Nekropol alanıdır. Burada bir süre Nekropol'un altında ona paralel giden yol Nekropol alanı'nın orta kesiminde sağa dönerek yamaca tırmanmaktadır. Yamaç üzerinde iki büyük zikzak yapan patika yaklaşık 90 m. kotuna kadar tırmandıktan sonra nispeten düz bir sahanlığa ulaşmakta ve aynı yükseklikte yaklaşık 250 m. daha gittikten sonra Çiğli Dere vadisi'nin Akdere vadisine kavuştuğu alanı geniş bir açıyla gören bir seyir noktasına varmaktadır. Bu noktadan batı yönüne bakıldığında Çiğli Dere'nin batı yakasındaki kalker burunun doğuya bakan yüzünde antik bir taş ocağı görülmektedir. Bu yol üzerinde daha çok defne, kızılcam, sandal (çilek), çaltı, sarı yaylak gibi ağaç ve çalılar bulunmaktadır. Özellikle yöre halkının sarı yaylak adını verdiği maki çalısının yaprakları geç sonbaharda, kuruma derecesine bağlı olarak sarı, turuncu ve gül kurusu renklere dönüşerek enfes bir tablo oluşturmaktadır. Sandal ağacının gövdesinin bir bölümü bu mevsimde kırmızıya dönüşerek çok estetik bir görünüm kazanmaktadır. Patika bazı kesimlerde ağaçların taç bölümlerinin birbirine yaşlanmasıyla oluşan doğal bir bitki tünelinden gitmektedir.

Patika, Çiğli dere tabanına indikten sonra karşı yakaya geçmekte ve daha nemli olan bu yamaçta ana vadiden küçük bir açıya uzaklaşan bir verevlikte devam etmektedir. Yamacın bu kesimindeki bitki örtüsü meşe, sandal ve defneden oluşmaktadır Patikanın bu bölümünde sandal ağaçlarının açık gri-kırmızı bantlı forması ile meşe ağaçlarının koyu tondaki gövdeleri çarpıcı bir kontrast oluşturmaktadır. Havadaki nem oranının yüksek olması nedeniyle yamacın bu kesimindeki taşların tamamı yosunla kaplıdır, tondaki gövdeleri çarpıcı bir kontrast oluşturmaktadır. Havadaki nem oranının yüksek oluşu nedeniyle yamacın bu kesimindeki taşların tamamı yosunla kaplıdır. Yine bu kesimde, gövdelerinin köke yakın bölümlerindeki oyuklarda su bulunduran birçok meşe ağacı yer almaktadır. Yöre halkının "kaklık" adını verdiği bu doğal su havuzcukları yaz ve sonbaharın kurak aylarında yaban hayvanlarının su gereksinimini karşılamaktadır. Çiğli Dere vadisinin batı yamacını tırmanan patika daha sonra bir düzlüğe ulaşmaktadır. Burada, yolun 50 m. kadar batısındaki Karanlık kuyu adlı 660 m. yükseklikteki kayalık zirve tüm çevrenin en iyi görülebildiği bir seyir yeri oluşturmaktadır.


Hayıt'ın Gözü Patikası

Ulupınar Çayı'nın, asfaltın üst bölümünde kalan kesimine Hayıt Çayı denildiği için bu çayı besleyen pınarlara da "Hayıfın Gözü" adı verilmektedir. Daha önce serbest akan bol debili bu karstik pınarlar yöre halkı tarafından bir rekreasyon alanı olarak kullanılagelirken daha sonra pınar sularının kaptaja alınması sonucunda eski değerini kaybetmiştir. Ancak, patika güzergahı boyunca görülen doğal ve kültürel değerlerin zenginliği bu patikanın halen revaçta olmasını sağlamaktadır.

Antik dönemlerden beri kullanılan bu patika, Kumluca-Antalya yolu üzerinde Beycik yol ayrımına 1375 m. kala Gökbel denilen mevki iye varmadan hemen önce, Çam Tepe'nin güneyinden batıya ayrılarak başlamaktadır. İlk 250 metresi oldukça geniş olan yol, daha sonra daralarak Kuruseki Deresi'nin kuzey yakasını izleyerek Eren Tepe'ye çıkan sırta tırmanmaya başlar. Bu kesimde patika, basamaklı bir şekilde yükselen muntazam örülmüş taş duvarlarla yapılmış taraçalardan oluşan antik bir tarlayı ortalayarak yükselir. Taraçaların kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi sonucunda (yamaçta akan suyun hızını keserek toprak erozyununu önlemiştir) bu kesimde çok çeşitli ve sağlıklı bu doğal bitki örtüsü gelişmiştir. Çoğunlukla ahlat, ardıç (yöre halkının andız dediği bir tür), boz pirnal, tespih, hayıt, melengiç, yabani asma ve nar ağaçlarından oluşan bu bitki örtüsü özellikle sonbahar ayında yeşilin bütün tonlarıyla diğer renklerin harman olduğu bir peyzaj sergilemektedir. Bu manzarayı farklı türden kuşların cıvıltıları tamamlamaktadır. Haritada "seyir yeri" olarak işaretlenen bu noktadan güneydoğuya bakıldığında 735 m. yüksekliğindeki Deliğin Tepe ve 850 metrenin üzerindeki Musa Dağı'nın dorukları panoramik bir siluet halinde seyredilebilmekte, doğuya bakıldığında Çam Tepe'nin yamacını süsleyen çok sık ve sağlıklı kızılcam ormanı görülebilmektedir. Daha sonra yol batıya dönerek Hayıt mahallesi'nin eski cami yıkıntısının bulunduğu düzlüğe ulaşmaktadır.

Dört tane yaşlı ardıç ve bir dut ağacı ile çevrelenmiş olan bu düzlükte antik keramik parçaları ve birde yöre halkının "beşik" tabir ettiği bir lahidin bulunması bu düzlüğün antik dönemde iskan yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Büyük bir bölümü yıkılmış olan eski cami tamamen ahşap malzemeden yapılmış olduğu için halen ilgi çekmektedir.

Cami'nin aşağı kesiminde ağız tarafı Hayat Deresi'ne bakan Küllü İn denilen bir mağara bulunmaktadır. Bu noktadan sonra patika Hayıt Dere vadisi'nin kuzeyini izleyerek Hayıfın Gözü denilen noktaya ulaşmaktadır. Burada, vadiye dik bu doğrultuda 90 m. genişlikteki bu sahada birçok yerden pınar çıkmaktadır.

Hayıt Deresi'ni pınarların (göz) bulunduğu noktada geçen patika, güney yakada bir sırt boyunca vadiye paralel bir şekilde devam etmektedir. (Karşı yakada ayrılan başka bir patika güneye yönelip Bayramalan mevkiini geçerek Kumluca Antalya Karayolu'na inmektedir) Patikanın bu kesiminde yolun sağında kireçtaşından yapılmış yaklaşık 2 m. çapında antik bu el değirmeni bulunmaktadır. Yine bu kesimde patikanın güneyinde Güzle adı verilen, az eğimli bir yamaç üzerinde taştan örülmüş tarlalarla kazanılmış oldukça geniş bir antik tarla bulunmaktadır. Aynı zamanda ören temelleri ve bol miktarda keramik parçasının bulunması bu kesimin antik dönemde iskan edildiğini kanıtlamaktadır. Basamaklı antik tarlaları geçtikten az sonra yolun hemen sağında kireçtaşından yapılmış bu lahit yer almaktadır. Patika üzerinde yürürken Hayıt vadisinin asırlık çınar ağaçlarının hakim olduğu görkemli görünümü, derenin şırıltısı ve kuş sesleri turistlerin beklentilerine fazlasıyla yanıt vermektedir. Bir süre sonra genişleyerek orman yoluna dönüşen patika Hayıt Çayı'nı bir kez daha geçtikten sonra tekrar kuzey yakaya geçerek başladığı yere dönmektedir.

Üçoluk Yaylası Gezi Yolu

Üç Oluk Yaylası'na Beycik köyü üzerinden gidilmektedir. Antalya yolu üzerindeki Taşlıçukur sırtı mevkiinden ayrılan Beycik yolu oldukça virajlı stabilize bir yoldur. Beycik Köyü 550 m. ile 650 m. yükseltileri arasında kurulmuş kuzeybatı güneydoğu yönünde 1300 m. uzunlukta ve 750 m. genişlikte bir alana yayılmış dağınık bir yerleşim gösteren manzaralı bir köydür. Bu dağınık yerleşim nedeniyle yukarı Beycik ve aşağı Beycik olarak anılmaktadır. Köy en çok iki katlı, bahçeli evlerden oluşmaktadır. Stabilize yol yukarı Beycik'ten sonra yaklaşık 1 km daha devam etmekte ve sonra batıya dönerek orman yolu olarak yaylanın merkezine kadar uzanmaktadır. Özellikle Beycik'in üst kesiminde peyzaj olağanüstü güzelliktedir. Sonbaharda yaprakları sarıya dönen tespih ağaçlan ile yaprakları kırmızı bir yemiş şeklinde olan şimşir ağaçları çitlenbik ve pirnal çalısı ile birlikte bir renk cümbüşü oluşturmaktadır. Yaylaya yaklaştıkça yol üzerinde kızılcamın yerini ardıç, gökağaç, yabani erik ve kuşburnu almaktadır. Bağlıardıç denilen mevkide yolun sağındaki yamaç üzerinde yukarıdan taşınmış köşeli kireçtaşı parçalarından oluşan beyaz renkli talus depoları, gerisindeki rengarenk bitki örtüsüyle güzel bir kontrast oluşturmaktadır.

Yayla yolu'ndan Çıralı ve Kumluca ovaları da çok iyi görülebilmektedir. Tahtalı zirvesine en rahat çıkış yolu da Üçoluk Yaylası'ndan geçmektedir. Beycikten gelen araba yolu Yayla'nın girişinde sağa ayrılarak bir patika şeklinde karstik çukurlukların (koyak) kenarını izleyerek Taşlıçukur Tepe'ye tırmanmaktadır. Buradan sonra iki mola verilerek dört saatte 2366 m. yükseklikteki zirveye çıkılmaktadır.



ÇIRALI ÇEVRESİNDE TEKNE GEZİLERİ :        


Çıralı'nın kuzeyinde ve güneyinde yer alan koylara günübirlik tekne gezileri yapılmaktadır. Bu geziler Çıralı'da oturan vatandaşlara ait her biri 35 kişilik, 14 m büyüklüğündeki gezi tekneleriyle gerçekleştirilmektedir.

Kuzeye yapılan tekne turu Çıralı sahilinden başlayarak sırasıyla, Karaburun, Küçük Boncuk, Büyük Boncuk, Atbükü, Beycikbükü ve Tekirova Bükü Koylarına uğradıktan sonra Tekirova sahilinde son bulmaktadır. Bu rota üzerinde farklı kayaç yapılarına sahip Musa Dağı ve Karaburun'un oluşturdukları siluet çok etkileyicidir. Tekne, dönüş yolunda bu koylara uğramadan doğrudan Çıralı 'ya gelmektedir. Adı geçen koyların tamamı ofiyolitik kayaçlar içerisinde geliştiği için plajlarında bol miktarda koyu renkli minerallerin hakim olduğu kum ve çakıllar ile kromit taneleri bulunmaktadır. Bu nedenle koyların plajları koyu renkte görülürler.

Güneye yapılan tekne turu Çıralı sahilinden başlayarak, Ceneviz ve Sazak Koyları'na uğradıktan sonra Adrasan kıyısı'nda sona ermektedir.Özellikle Ceneviz Koyu antik dönemin çok önemli bir doğal limanıdır. Adı geçen bu koylar kireçtaşları içerisinde oluşmuştur. Çıralı sahilinde iskele bulunmadığı için tekne gezisine katılacak yolcular fiberglas botlarla teknelere taşınmaktadır.



Bu bölüm TÜBİTAK Danışmanı Yrd. Doç. Dr. F. Sancar Ozaner tarafından DHKD için hazırlanan Çıralı ve Çevresinin Ekoturizm Potansiyeli isimli rapordan alınarak hazırlanmıştır.